Türkçe | Français

Sizden en kalbi duygularımızla doyasıya nefret ediyoruz biliyor musunuz? Duyuyor musunuz? Okuyor musunuz? Hissediyor musunuz? Sizden nefret ediyoruz.

Hem sadece sizden değil, bu memleketin kıt kaynaklarını göz göre göre peşkeş çekerek doyasıya semirttiğiniz iş insanı görünümlü o şımarık parazitlerinizden de, yürek yerine idare lambası taşıyan ciğeri peş para etmeyen yalaka yandaşlarınızdan da, ağzınızdan her çıkan sözde çaresizce “keramet” arayan o aklı bir karış havada seçmenlerinizden de, her hukuksuzluğunuza “hukuki” kılıf uydurmak için atmadık takla bırakmayan malum gugukçularınızdan da, gazetecilik yerine tetikçilik yapmayı kendisine görev bellemiş atanmış yazarlarınızdan da, dilinden besmeleyi boğazından haram lokmayı eksik etmeyen kadrolu dinbazlarınızdan da, halkın can ve mal güvenliğini sağlamak yerine sizin güvenliğinizi ve iktidarınızı sağlama alma derdine düşmüş ırkçı ve mezhepçi kolluk kuvvetlerinizden de ölesiye nefret ediyoruz biliyor musunuz? Duyuyor musunuz? Okuyor musunuz? Nefret ediyoruz.

Yaşama dair kıt kanaat biriktirdiğimiz el emeği göz nuru sevinçlerimizi ve umutlarımızı usta bir hırsız gibi bizden çekip almanızdan, fakirliğin koynunda çaresizce debelenen bu memleketin kadersiz çocuklarını cehaletin ve caniliğin “başkenti” haline dönüşen tarikat karanlığına arsızca teslim edip onların çığlık çığlığa yanmasına seyirci kalmanızdan, toplumun tüm hücrelerine adi bir sigara dumanı gibi sinen şiddeti ve vandallığı her koşulda ve şartta mazur ve haklı gösterme çabanızdan, sonu gelmeyen, dibi görünmeyen ve artık ziyadesiyle usandıran kirli siyasi hesaplarınız uğruna daha çocuk denecek yaşta anasız babasız ve ülkesiz bıraktığınız bütün o hasret kokan çocukları “ayrımcılıkla” ve “dışlanmışlıkla” sınamanızdan doyasıya ve hatta ölesiye nefret ediyoruz biliyor musunuz? Duyuyor musunuz? Okuyor musunuz?

İşte bu yüzden de artık çekmenizi istiyoruz o pis badem bıyıklarınızı bu ülkenin çocuklarının, kadınlarının, gençlerinin ve bizim üzerimizden. Geçmek nedir bilmeyen mürekkep lekesi gibi yayıldıkça yayıldınız her yanımıza, ne gitmek biliyorsunuz ne de çıkmak! Ama artık buraya kadar. Size ve o şuç şebekenize ayırdığımız mecburi sürenin ve her şeyden önemlisi de imkanlarımızın ve sabrımızın ne yazık ki sonuna geldik.
Mantığın bittiği karanlık, izbe yerlerde değil, başladığı yerlerde hayatımızın filizlendiğini görmek, bu güzelliği iliklerimize kadar yeniden hissetmek istiyoruz artık. Memlekete dair keyfinize göre tapu çıkardığınız, o tapuları da yüreği beş para etmeyen yandaşlarına keyfinize göre peşkeş çektiğiniz o fetihçi dünleriniz çok gerilerde kaldı artık!

Unutmayın ki, o kadim tapuda başta Selahattin Demirtaş olmak üzere, Alparslan Kuytul’ların, Osman Kavala’ların, Mehmet Baransu’ların, Aysel Tuğluk‘ların, Sedef Kabaş’ların ve ideolojisi, inancı ne olursa olsun sırf size biat etmedi diye hayatını tarumar ettiğiniz herkesin, hepimizin hissesi olduğunu ağız dolusu haykırmak ve bu sonu gelmeyen zulme, iflah olmayan haksızlığa karşı sonuna kadar direnmek istiyoruz artık.

Duyuyor musunuz? Okuyor musunuz? Direnmek istiyoruz. Çünkü sizden nefret ediyoruz.

Uğur Güney Subaşı

(Başkanı bırakın. Ayıptır, zulümdür, günahtır ve tabii suçtur.)

Resim: “Dulle Griet” (Mad Meg) Pieter Bruegel. Yağlıboya – 117 x 162 cm

Kedistan’ı destekleyin, bağışlarınızla yaşatın

Kedistan’ı ve arşivlerini elimizden geldiğince yaşatmaya çalışıyoruz. Kedistan bağımsızlığını koruma kaygısı ile fon ya da reklam almıyor, habere ulaşma hakkının karşılıksız olması gerektiği prensibi dahilinde abonelik zorunluluğu getirmiyor ve tüm katılımcıları da gönüllü. Bugüne dek en aza indirgediğimiz masrafları, dayanışmak isteyen okuyucularımızın bağışlarıyla karşılayabildik. Sizler de destek olabilirsiniz.
Kedistan’ın tüm yayınlarını, yazar ve çevirmenlerin emeğine saygı göstererek, kaynak ve link vererek paylaşabilirsiniz. Teşekkürler.
Auteur(e) invité(e)
Auteur(e)s Invité(e)s
AmiEs contributrices, contributeurs traversant les pages de Kedistan, occasionnellement ou régulièrement...