Dosyanın diğer yazılarına ulaşmak için bu linki izleyiniz

Merhaba Boran, öncelikle bu görüşmeyi kabul ettiğin çok teşekkür ederim.

Bu dizi için yazdığım ilk dört yazıyı sana iletmiştim, sanırım okudun. Beni bu çalışmaya iten etkenlerden en önemlisi Kürd’ün Kürd’e uyguladığı şiddet oldu. Uzun yılladır dili, kültürü, politik aidiyeti için mücadele eden “özgürlükçüyüm”, “HDP’liyim”, “BDP’liyim” diyen politik bireyler, benzer özgürlük talepleri için gökkuşağı bayrakları ile alanlara çıkan LGBTİQ+ bireylere şiddet uyguluyor, linç ediyor…

Bu çalışma için çıkış noktam bu oldu. Tabii beni tetikleyen bütün o şiddet dalgası içinde büyük zorluklar ile Paris’e adım atan ve bütün o ağır yük ve şiddete rağmen hayata tutunmaya çalışan 21 yaşınaki Mert’in hikayesini kendi ağzında dinlemem ile oldu.

• Bu girişten sonra öncelikle biraz seni tanımak istiyorum, Boran kimdir, ne işler yapar, gündemleri nelerdir?

Ben Boran. Amed’de (Diyarbakır) doğdum. Yıllarca Amed’de yaşadım son 3 yıldır da İstanbul’dayım. Amed’de yaşadığım yıllarda Keskesor LGBTİ+ Oluşumunda gönüllü aktivistlik yıllarımdan sonra İstanbul’da ise HEVÎ LGBTİ+ Derneğinde Dijital Medya ve İletişim Sorumlusu olarak çalışmaktayım. Kürt LGBTİ+ olarak gündemim de Kürtlerin ve LGBTİ+ların diasporada yaşamakta olduğu ötekileştirilme ve ayrımcılığa karşı mücadele oluşturmaktadır.

• HEVİ’de aktivistsin. En son dün sizin Newroz’da LGBTİQ+lara dönük Amed Newroz’unda yaşananlara dair basın metninizi okudum. Buna dair başka neler söylemek istersin?

Her yıl olduğu gibi bu yılda Amed Newroz’una katılmak için memleketime geldim. İstanbul’da yaşayan ve benimle beraber Newroz’a katılmak isteyen Kürt LGBTİ+ 6 arkadaş ile birlikte  Amed’e geldik. Newroz alanına girene dek 5 farklı polis ablukasını geçtikten sonra nihayet kutlama alanına girdik. Bayraklarımızla giriş yaptığımız alanda belli bir nokta belirledikten sonra “Be Trans jiyan Nabe” (Trans olmadan hayat olmaz) ve “Şer Şer e Çı Jıne Çı Mer e” (Savaş savaştır, ne kadındır ne erkektir) yazılı pankartlarımızı yere serdik.

Amed newroz lgbtiq

Pankartlarımızı gören kitle bizlere ne olduklarını sordular, biz de dilimiz döndüğünce cevapladık. Bir kesim tarafından çok güzel karşılandık. Bir saati aşkın bir süre içerisinde, ara ara küçük ölçüde sözlü tacizlere maruz kalmış olsak da, genel olarak olumlu bir hava vardı diyebilirim. Çevremizdekiler bizimle halay çekti, fotoğraf çekti, bize sorular sorup konuşmaya çalıştı. Sorun teşkil ettiğini anladığımız noktada yer değişikliği yapıyorduk.

En son bulunduğumuz noktada ellerinde “Qazi Muhammed” fotoğraflı kara bir bayrak olan bir grup bizi taciz etmeye başladı. Gruptan iki kişi yere serdiğimiz pankartları ve bayraklarımızı yakmaya kalkıştı, izin vermedik. Sözlü sürtüşme esnasında aralarından biri “tamam yakma zaten gidecekler” dedi. Bizde başka bir güvenli nokta seçmek için toplanıp gidecekken birinin bize bıçak çıkardığını ve üzerimize doğru yürüdüğünü gördük ve o esnada bıçaklarıyla fiziksel saldırıya maruz kaldık. Saldırı çevredekilerin yardımıyla ve bizim oradan gitmemizle son buldu. Fakat biz ilerlerken arkamızdan gelen 5-6 kişilik bir grup biz Newroz alanın dışına çıkana kadar durmadan takip ettiler. Neticede alan içinde nerede olursak olalım bu şiddeti göreceğimizi anladık ve Newroz’umuzu sonlandırıp alandan çıktık.

Bir yıl boyunca sabırsızlıkla beklediğimiz ve bunun için kilometrelerce uzaklardan geldiğimiz Bayramımızı doyasıya yaşayamadan sonlandırmak zorunda bırakıldık. Sonrasında HEVÎ’den arkadaşlarla durumu istişare ettik ve açıklamamızı yazıp kamuoyuna bildirdik. Son olarak da bize bu durumu reva görenlere söyleyeceğim şu ki; bizim bayramımızın mutluluğu kursağımızda kaldı ya, sizlerin de bayramınız bayram olmasın!

• Muhalif Kürt bireyi olarak sistemin Kürtlere, kadınlara, ekolojiye, LGBTİQ+ lara dönük sistematik şiddetine karşı sende sokaklarda bir şeyler yapmaya çalışıyorsun. Bütün bu mücadele alanlarında kendini nerede buluyorsun?

Bu ülkede öncelikle Türkiye’nin doğusunda doğduğunda Batı’ya oranla “öteki”sin ve birçok dezavantajla doğup, büyüyüp ve yaşıyorsun. Yani hayata 1-0 geride başlıyorsun. İkinci olarak Kürt’sün, bu durumla kaç sıfır geride devam ettiğimizi idrak bile edemiyorum. Üzerine bir de eşcinselsin, bu dünyaya dert çekmeye gelmiş olmak gibi bir şey. Başka “öteki” kimlikte olanlar da vardır elbet onları düşünemiyorum bile… Böyle “ötekinin ötekisininin ötekisi” kimlikte biri olunca istemeden de olsa politikanın tam merkezinde buluyorsun kendini. Bu evrende var olan başkaca sorunlara kayıtsız kalamıyorsun. Kadın, ekoloji, hayvan hakları ve benzeri birçok soruna karşı söz üretme, eylemsellikte bulunmadan duramıyorsun. Ve bu öfkenin döküldüğü, kendini güçlü gördüğün yerlerin başında gelen sokaklarda, toplumsal mücadele ağlarının kurulduğu buluşmalarda buluyorsun kendini.

• 8 Mart’larda, Newroz buluşmalarında HEVÎ LGBTİ+ olarak da alanlardasınız? Istanbul ve Amed arasında bir fark görüyor musun? Yani İstanbul kitlesi içinde kendinizi daha rahat ifade edebiliyor musunuz ?

Bir önceki cevabımda bahsettiğim toplumsal mücadele ağlarının kurulduğu buluşmaların başında bana göre Newroz geliyor. Bunu LGBTİ+ Onur yürüyüşü, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü , 1 Mayıs İşçi Bayramı, 1 Eylül Dünya Barış Günü gibi tarihler takip ediyor. Bu önemli günlerde bütün politik kimliklerimle alanlarda, meydanlarda, sokaklarda oluyorum, oluyoruz.

Amed’te yaşadığım dönemlerde Keskesor LGBTİ+ oluşumu aktivisti kimliğimle İstanbul’da ise HEVÎ LGBTİ+ aktivist kimliğimle hep var olmaya çalıştım. Amed ve İstanbul, her ikiside sonuç itibariyle erk-erkek egemen bir toplumun şehirleridir. Kadın, LGBTİ+, ekoloji, hayvan hakları bağlamında cis hetero erkek bir toplum zihniyetinin egemenliği sürdükçe, sorunların bitmek bilmeyeceği şehirler bunlar… Bu sorunlar çevresinde, alanlardaki kitlelerin tavır ve tutumu da farklılık gösteriyor. Saydığım kimliklerden bazılarında Amed kitlesinin İstanbul kitlesine oranla daha pozitif olduğunu söyleyebilsem de, bazı alanlarda da İstanbul kitlesi Amed kitlesine oranla daha pozitif bir davranış sergiliyor. Örnek verecek olursam, Kürt mücadelesi noktasında Amed’te yaşayan kitle ile İstanbul’da yaşayan kitlenin bakışında farklılık görüyorum, Amed kitlesi bana göre daha politik, daha ileride. Hayvan hakları, vegan-vejeteryan konusunda ise İstanbul kitlesini Amed’e göre daha ileride görüyorum. Genel olarak illa bir şehir söylemem gerekirse bence Amed kitlesi içerisinde kendimi daha rahat hissediyorum, ve daha rahat ifade edebiliyorum diyebilirim. Amed’de daha rahat olmamın sebebi doğduğum yer olması ve ömrümün büyük çoğunluğunu bu coğrafyada geçirmiş olmam ve kendimi daha çok Amed’e ait olarak görmem neden olabilir.

• Newroz ve 8 Mart’ta LGBTİQ+ lara dönük şiddet olaylarından sonra HDP ve BDP ile, ya da o buluşmaları organize eden ekipler ile görüşmeleriniz oldu mu? Eğer oldu ise bu görüşmeler nasıl geçti?

Newroz’da yaşanan saldırılar sonrası, hem Amed yerelinde örgütlenen Barış İçin Kültürel Araştırmalar Derneği, hem bağımsız aktivistler, hem de HEVÎ olarak bizim öncülüğümüzde, sosyal medyada bir kamuoyu oluşturuldu. Sonrasında İstanbul’a döndüğümde Newroz’a katılan arkadaşlar ve Kürt LGBTİ+lar ile bir grup oluşturuldu ve bu saldırı sonrası neler yapacağımız konuşuldu. Alınan kararların ardından HDP ile bir görüşme organize ettik. Görüşmeye temsilen 4 arkadaş katıldık. Bu dört arkadaştan ikisi İstanbul’daki Newroz’da saldırıya uğrayan, diğer ikisi de Amed’te saldırıya uğrayanlar idik. Görüşme İstanbul HDP Genel Merkezinde, parti binasinda, HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ile gerçekleşti. Yaşananları anlattık, beklentilerimizi sıraladık. Açıkçası tavrı gayet olumluydu. Fakat şunu da söylemek isterim; bu görüşmeyi Newroz’dan 3 hafta geçtikten sonra gerçekleştirebildik, ve yaşanan bu saldırılar sonrası herhangi bir karşı söylem geliştirmemelerinin sebebini sormaya gittik. Henüz hala bu görüşmelerimiz son bulmuş değil devam edecek. İlerdeki görüşmelerimizde tertip komitesinin de dahil olduğu bir toplantımız olacak.

• Özelikle de Suriye savaşından dolayı orada yaşayan LGBTİQ+ bireylerin ilk geldiği yer Türkiye oldu. Onlara dair çalışmalarınızın da olduğunu biliyorum, birlikte neler yapıyorsunuz, bunlara dair bir şeyler paylaşmak ister misin?

HEVÎ LGBTİ+ Derneği olarak Kürt bir örgütlenme olduğumuzun yanı sıra mülteci ve göçmen LGBTİ+lara yönelikte çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Mülteci ve göçmen LGBTİ+larla birlikte çok sayıda aktivitelerimiz oldu. Pandemi öncesi ve sonrası farklılıklar belirse de aktivitelerimizde yine bir aradayız.

Pandemi öncesi etkinliklerimiz daha çok partiler, tekne turları, piknikler, şehir seyahatleri iken pandemi ile birlikte birçok kez zoom üzerinden buluşmalar geçekleştirdik. Birlikte bazı eğitimlerin sunulduğu bir seri etkinlik de gerçekleştirdik. Mülteci LGBTİ+ların sağlık hakkı, eğitim hakkı, yaşanılan hak İhlallerine karşı işletilen mekanizmalar gibi, haklar çevresinde eğitimler gerçekleştirdik. Bunların yanı sıra, ücretsiz olarak hukuki destek ve psikolojik destek sunuyoruz.

• “Ötekinin ötekisi olmak” nasıl bir duygu? Bu konuda söyleyeceklerin bizler için değerli olacaktır.

Aslında bu sorunun cevabını bir önceki soruda kısmen cevaplamıştım. Bir kesimin egemen olduğu bir topluma “öteki” olarak gelmek demek, yaşam koşulları bakımından birçok zorluklar ile karşı karşıya kalmak demektir. Örneğin, Türklerin “egemen ırk” görüldüğü bir coğrafyada Kürt olarak yaşamak veya cis-hetero bir toplumda LGBTİ+ olmak, yaşamak için hiç de kolay olan kimlikler değildir. Hele bir de “ötekinin ötekisi” isen , yani hem Kürt hem LGBTİ+, maalesef bulunduğun, yaşamını sürdürdüğün topraklarda adeta hiçleştiriliyorsun. “Ben de varım” demek için çok mücadele ediyorsun, çok acılar çekiyorsun, başka diyarlara sürülüyorsun, okumak, eğitime ulaşmak, senin için zorlaşıyor, çalışmak imkansız hale getiriliyor ve daha bir sürü zorluklara göğüs geriyorsun, göğüs kafesin çatlarcasına… Demem şu ki “ben de varım “ demek öyle zor ki…

• Devletin sistematik şiddeti bir yana, aynı meydanlarda birlikte yer aldığınız bireylerin sizlere dönük şiddetine karşı neler yapıyor ve kimler ile konuşuyorsunuz? Bu konuda yaptıklarınızı paylaşır mısın?

Bu soruya Newroz’da yaşananlar üzerinden cevap vermek istiyorum. Evet gökkuşağı bayraklarımızla , kendi öz sloganlarımızla, pankartımızla alana girmek istediğimizde devletin polisinin birçok barikatını, sözlü şiddetini aşıp bizim olan bayramımızı kutlamak için alana girdik. Öyle mutluyduk ki, yaşamış olduğumuz devlet şiddetini ardımızda bıraktık. Zılgıtlarla, halaylarımızla, renklerimizle alanımızda olduk. Her şey çok güzeldi, fakat sonra bir grup güruh tarafından yaşadığımız şiddet öyle ağır geldi ki yaşadığımız bir önceki şiddetten çok daha acıttı bizi… Bir olup aynı yöne ilerlemek, aynı şeylere karşı mücadele etmek varken, birbirimize girdik, birbirimizi incittik, birbirimize küstük… Aslında, bu durumlara yabancı değiliz, maalesef her yıl oluyor böyle durumlar, ancak pes edecek değildik. Şu bilinsin ki; her şeye rağmen seneye yine aynı alandayız. “Bizler gitmeyeceğiz, sizler alışacaksınız”

“Kimliğin yarandır!” dersem neler söylemek istersin?

Buna dair çok şey söylerim de sayfalar yetmez… Fakat bu cümleyi okurken aklıma gelen iki anı paylaşmak istiyorum. Birincisi yine çok taze olan Amed Newroz’undaki hislerimi paylaşmak istiyorum. Şöyle ki; Amed Newroz’un da alandan çıkarılana dek takip edilip alandan uzaklaşınca arkama dönüp baktım ve içim öyle bir acıdı ki … Acaba birlikte geldiğim lubunya arkadaşlarımı bırakıp geri mi dönsem diye düşündüm. Çünkü neşemi , bayramımı, halayımı, müziğimi geride bırakıp gidiyordum. Tam da burada şu kısas aklıma geldi: Mekke’den Medine’ye göç etmek zorunda kalan Muhammed Peygamber şehirden uzaklaşınca arkasına dönüp baktığında “Mekke, sen benim için bütün dünyadan daha değerlisin fakat senin insanların beni rahat bırakmıyor” diyip gitmişti. İşte bende alandan uzaklaşırken arkama dönüp baktığımda aynı duygulardaydım. Kendi kendime, “Amed Newroz’u sen benim için tüm bayramlardan çok daha değerlisin fakat senin insanların bizi rahat bırakmadı” dedim.

İkincisi ise bir gece Twitter konuşma odaların birinde Hetero Kürtler ve LGBTİ+ Kürtler karşı karşıya konuşuluyordu. Başlangıçta çok güzeldi hoş sohbet ediliyor, güncel sorunlara değiniliyor… Katılım da oldukça yüksekti, iki bin yedi yüz kişi kadar… Sonrası? Sanki Kürtlük heterolara aitmiş gibi daha güçlü savunuyorlar Kürtlüğü. Biz LGBTİ+lar ise, Kürt kimliğinin yanı sıra LGBTİ+ kimliğimizin de olduğunu ve bu çift kimlikle bu ülkede çok büyük zorluklar çektiğimizi dile getirince, bize her iki kimliğimizden LGBTİ+ kimliğimizin daha birincil kimlik olduğu söylendi. Ardından kendilerinin “daha çok Kürt olduklarını” zanneden heterolar LGBTİ+ kimliğimizi bir kenara koyup Kürt kimliğimize öncelik vermemiz gerektiği gibi şeyler söyledi. Bu sözler üzerine, konuşma odasına katılan trans arkadaşımız Filiz ateşlendi, konuşmaların tonu yükseldi, ve olanlar oldu, homofobik ve transfobik söylemler havada uçuştu. İşte orda şunu düşündüm; “içimdeki iki benliğim savaşıyor, hangi tarafı tutsam diğer yanım acıyor”“Kimliğin yarandır”, evet kesinlikle…

• Türkiye’deki baskıcı politik ortamda kendinizi nasıl var etmeye devam ediyorsunuz? 

DİRENEREK! MÜCADELE EDEREK!

• Son olarak neler söylemek, eklemek istersin?

Anlattığım ve benzeri yüzlerce, binlerce soruna rağmen, her zaman söyledim yine söyleyeceğim: ÖRGÜTLENİN LUBUNYALAR!…

Dosyanın diğer yazılarına ulaşmak için bu linki izleyiniz

Kedistan’ı destekleyin, bağışlarınızla yaşatın

Kedistan’ı ve arşivlerini elimizden geldiğince yaşatmaya çalışıyoruz. Kedistan bağımsızlığını koruma kaygısı ile fon ya da reklam almıyor, habere ulaşma hakkının karşılıksız olması gerektiği prensibi dahilinde abonelik zorunluluğu getirmiyor ve tüm katılımcıları da gönüllü. Bugüne dek en aza indirgediğimiz masrafları, dayanışmak isteyen okuyucularımızın bağışlarıyla karşılayabildik. Sizler de destek olabilirsiniz.
Kedistan’ın tüm yayınlarını, yazar ve çevirmenlerin emeğine saygı göstererek, kaynak ve link vererek paylaşabilirsiniz. Teşekkürler.
Ercan Jan Aktaş
Auteur
Objecteur de conscience, auteur et journaliste exilé en France. Vicdan retçisi, yazar, gazeteci. Şu anda Fransa’da sürgünde bulunuyor. Conscientious objector, author and journalist exiled in France.