Hambach • Haydutlara karşı yaşamı savunacağız!

Hambach forrest

Hambach yaşam savunması gezegenimizin esenliğini tehdit edenlere karşı tarihsel bir not düştü: Haydutlara karşı yaşamı savunacağız!

Hükümetlerarası İklim Değişikliği (İPCC) Panelinde tartışılan “Halkın 1,5°C Dosyası”na kısa bir gönderme ile başlamak istiyorum. Bildiğiniz gibi İPCC atmosferdeki ısınmanın yol açabileceği iklim felaketini konu alan son raporu Alman medyasında da geniş yankı buldu. Özellikle Die Welt Berliner ve Morgenpost gazetelerinin rapora ilişkin aktarımları, Alman Kapitalist endüstri toplumunun kendi ekosistemiyle olan insan, kaynaklı sorumsuzluk ilişkisini anlamamız bakımından oldukça dikkat çekiciydi.

“Sihirli formülün adı, ‘negatif emisyon’. Sera gazı emisyonunu azaltmakta geç kaldığımız takdirde saldığımız karbondioksiti atmosferden süzmemiz gerekecek. Negatif emisyon daha fazla ağaç ekerek de sağlanabilir. Ancak ne kadar çok ağaçlandırma yapılsa da, iklimi koruma  hedeflerine ulaşmak mümkün olmayacaktır. Karbondioksiti tekniğin yardımıyla atmosferden ayırmak da mümkündür. Ancak bu yöntem son derece zahmetli ve pahalıdır. En ucuz yöntem, daha sonra yüksek enerji kullanarak ayrıştırmak yerine, sera gazını atmosfere hiç salmamak olabilir. Aksi takdirde ekoloji diktatörlüğüne götüren siyasi iklim değişikliğinin yolu açılır.” (Die Welt)

“Yeni bir çağa götüren yolda sorunlara birlikte çözüm aranması gerekir. Bir enerji şirketinin iklime en çok zarar veren linyit kömürünü çıkarmak için sahibi olduğu ormanı ortadan kaldırmak istemesine yasal açıdan ses çıkarılamaz. Ancak, iklim raporunun ortaya koyduğu rakamlar karşısında şirket çıkarlarını toplumun yararlarından üstün tutmak acaba meşru mudur? Kömür santrallerinin kapatılması kaçınılmaz olduğu halde, para kazanılsın diye bu kararı sürekli ertelemenin bedelini gelecek nesillere ödetmek doğru mudur?” (Berliner Morgenpost)

Bütün Kapitalist endüstri devletleri gibi Alman devletinin de ekosistemle olan ilişkisi (son yıllardaki sözde fosil yakıt enerji azaltımı ile ilgili tedbirlerinin sahteliği, enerji devi RWE’nin 12.000 yıllık Hambach ormanını katlederek sürdürmesi ve linyit kömürü ile ekosistemi zehirlemeye devam etmesi bunun en açık ispatıdır) son derece kusurlu ve insan merkezli yağmacı bir haydutluğa dayalıdır.

Diyerek ilk sorumuzun cevabına bir ön giriş yapmış oldum. Sorun aslında Merkel’in otoriterliğinden ve Merkel hükümetinin polislerinin şiddetinden daha vahim sonuçlar içermekte. Şöyle ki: gezegenimizde yaşadığımız her olağanüstü mahvoluşun bağrında devlet odaklı pek çok toplumsal kriminal haydutluğun parmak izi var. Bu gidişata karşı çıkanların karşılaştığı sert otoriterlik ve polis şiddeti ise, gezegenimizi mahveden kapitalist haydutluğun kollanıp korunması için devreye sokulan en üst kurumsallığın (devletin) kaba bir dışa vurumu sadece. Ya da daha sert bir tanımla: doğası gereği tarihi sosyal ve sınıfsal varlığını sürekli egemen şiddete dayandıran bir sistemin yakın gelecekteki “ekoloji diktatörlüğüne giden siyasi iklim değişikliği”nin bir gereğidir . Ancak yine de asıl sorgulanması ve karşı çıkılması gereken şey, ekosistemin bunca mahvına yataklık eden bütün o verili insan merkezli sosyal, ahlaki kayıtsızlıklarımız ve sorumsuzluklarımızdır.

Sorunun kaynağına böyle yaklaştığınızda Hambach yaşam alanında neler olduğunu daha net ve daha doğru anlayabileceğinizi düşünüyorum. Kim nerede nasıl yaşıyorsa öyle düşünür.

Yeryüzündeki her insanın hayatı son tahlilde bireysel bir düşünce ve yaşam deneyidir. Önemli olan bu bireylerin toplumsal bir varlık olarak kendilerini yeryüzüne dayatan ve kendi egoları için herşeyi yok eden ve herşeye hükmeden yaratıklar olup olmadıklarıdır. Evet, bugün Hambach ormanında ve gezegenimizin pek çok yerinde yaşanan ekokırımların sosyolojik ana kodlarında hep insan merkezli haydutluklar bulunmakta. Endüstri toplumu öncesi hayvan ve orman varlıklarının ekosistemle ve insanla olan ilişkisi görece de olsa daha uyumlu bir seyir izlerken Kapitalist endüstri toplumu sonrasında ve nihayet bugün ulaştığı felaket aralığında bu görecelikte hızla ortadan kalkmakta ve insan yeryüzünün mutlak lanet varlığı haline gelmektedir.

Tıpkı Hambach ormanının % 90’ını yokeden Alman kapitalist endüstrisinin gözü dönmüş enerji hırsı(zı) RWE gibi… Bu gözü dönmüş ekokırıma karşı çıkan yaşam savunucuları ise, yaklaşık 6 yıldır RWE’nin dev kepçelerinin hızla yok ettiği Hambach ormanını korumaya ve ormanın aslı varlıkları olan hayvan dostlarla bir arada barış içinde, alternatif başka bir yaşamı deneylemeye çalışıyoruz. Buradaki ağaçlara saygı ve sevgi ile kurduğumuz ormana uyumlu küçük eko-köy yerleşkemizle de öz savunmaya dayalı sürdürülebilir özgür, ekolojik bir yaşamı inşaa etmeye çalışıyoruz. Bu başarma gücünü nereden aldığımıza gelince…

Bu gücü, kapitalizmin endüstri metropollerinde beton, plastik ve GDO’yla yarattığı tüketime dayalı modern yeryüzü hapishanelerinden firar edip, Hambach ormanında ağaçlara saygı ve sevgi ile kurduğumuz ekolojik alternatif yaşamdan; ormandaki karla, yağmurla, soğukla ve çamurla ördüğümüz dört mevsim dayanışmadan, bu gücü vatansız, bayraksız, sınırsız, sınıfsız ama çok kimlikli anti otoriter, anti cinsiyetçi, anti faşist bir yaşamdan ve nihayet, olağanüstü imkansız sanılan o “başka dünya”dan alıyorduk.

 

Ancak bütün bunlar ekosistemin baş düşmanı kapitalizm için çok büyük bir tehdit içeriyordu. Yani Alman kapitalizmi ekosistemin ana atar damarlarına kurduğu vahşi çıkar döngüsünde çarkına çomak sokacak hiç bir haylazlık istemiyordu. Onlar için aslolan tek şey, Hambach ormanının altında yatan enerji cevheriydi. Enerji ise sistemin en karlı yaşam (!) kaynağı idi. Oysa ekosistem tam da bu “yaşam kaynağı”nın insan eliyle salımlandığı ölümcül gazların atmosferde yarattığı geri dönülmez hayatı hasarlarla karşı karşıyaydı. Bilim insanlarının gezegenimizin son durumuna ilişkin dile getirdikleri öngörü ve bulguları da bu SON yeryüzü durumunu desteklemekteydi. Ancak bütün devletler bu uyarı ve telkinleri maliyet hesapları yaparak en ucuz, en oyalayıcı, en kestirme “zırva zirve” projeleriyle geçiştirme derdindeydi. İşte böylesine kritik bir yeryüzü aralığında Hambach ormanındaki ekososyal direnişin sınırları kendi ekseninden çok daha ötelere doğru ilerleyen bir dayanışma ağı ile
genişlemekteydi. Ama RWE’nin Hambach ormanının son %10’nu için çok acelesi vardı. 1 Ekim’e kadar olağanüstü polis gücüyle ormandaki bütün yaşam savunucularını alan dışına çıkarıp bütün teknolojik aygıtlarıyla ormanı çabucak kesip, biçip büyük bir oldu bitti ile kömüre ulaşmak istiyordu. İşte bu koşullarda yaşam alanımıza karşı Eylül ortalarında saldırıya geçtiler. Alman yasalarına göre ağaçlarda canlı olması halinde kesilmeleri yasak.

Bu nedenledir ki ağaçlardaki barınakların tahliyesine ne enerji şirketinin mülkiyet hakları ne de ormanın altındaki linyit yatakları gerekçe gösterilmekteydi. Gerekçe Alman yasalarına göre değil RWE’nin yasalarına göre çok da ironik bir şekilde düzenlenmişti. Bu durum komedisinde evlerin yangına karşı korunmamış olması gerekçe gösterilmekteydi. İmar bakanlığı uzmanlarının yerinde yaptıkları incelemelerde yangına karşı alınan önlemlerin eyalet mevzuatına uygun olmadığı tespit edilmişti. Mevzuata göre, ağaç tepelerindeki evlerde yangın tahliye merdivenlerinin ve korkulukların olması ve aynı zamanda itfaiye araçlarıyla cankurtaranların ağaçlara kolay ulaşabileceği yolların bulunması gerekiyordu. Bakanlık, “sakinlerinin can güvenliği sağlanamadığı” gerekçesiyle ağaç evlerin derhal kaldırılması gerektiği sonucuna varmıştı. 6 yıldır tek bir yaşam savunucusunun ve hayvan canın devlet ve RWE şiddetinden başka güvenlik sorunu yaşamadığı Hambach ormanında devlet, birden bire “can güvenliği ” sorunu tespit etmişti! Dolayısıyla artık herşey RWE’nin linyit cevherleri uğruna insansız ve hayvansız bir ormansızlaştırma için meşru hale getirilmişti. Ancak bütün bu kitabına uydurulmuş ekokırım harekatı için daha başka teknik, fiziki, psikolojik militarize araç gerece ve politik dezerformasyona da ihiyaç vardı. Aylar öncesinden başlayan “devlet-RWE lobisi” bu son operasyon için adeta seferberlik başlatmıştı. Ve nihayet medya-parlamento ekseninde tamamlanan bu RWE menşeili ekokırım seferliği, Eylül ortalarında Kuzey Ren Vestfalya eyaleti İçişleri Bakanı Herbert Reul’un kumandasında olağanüstü militarize bir organizasyonla, Hambach ormanına ve yaşam savunucularına karşı çok büyük bir teknolojik kuşatmaya dönüştürülmüştü…

Militarist Alman devlet geleneği nihayet Hambach ormanı savaşını başlatmıştı. Yüzlerce polis ve özel eğitimli silahlı birimler yanında onlarca teknolojik araç ve gereçleriyle geldiler. Helikopterler, dronlar, son model insan odaklı operasyon vinçleri, ağaçlara her türlü ulaşıp kesip biçen özel orman vinçleri, barikatları kaldıran özel buldozerler, panzerler, itfaiye araçları ambulanslar, arazi uyumlu küçük gözaltı jipleri, sorgulama ve toplu gözaltı araçları, yaşam savunucularının telsiz ve telefonlarına karşı getirilen özel parazit araçları ve çoğunluğu Türkiyeli islamcı-faşist güvenlik elemanlarından oluşan ekstra bir haydutlar ordusu eşliğinde 12.000 yıllık tarihi doğal orman yaşam alanını tarumar etmek için işgal ettiler. Ve operasyon Can aldı.

Operasyon düzinelerce yaşam savunucusunun ağaç evlerine yönelik saldırılarla son derece şiddetle ve ağır bir stres sarmalı ile devam ederken, son bir yıldır ağaç evlerden birinde aktivist gazetecilik yapan arkadaşımız Steffen Meyn 19 Eylül 2018 günü yirmi metrelik ağaç evinin asma köprüsünden geçip gözaltına alınan yaşam savunucularını görüntülemek isterken ölüme düştü.

Polis tarafından Twitter üzerinden yapılan ilk açıklamada, bir kişinin ağaç evlerin bulunduğu kısımda “çok yüksek bir yerden düştüğü” ve ağır yaralandığı ve ilk yardım ekiplerinin kaza yerinde yaralıya ilk müdahalenin ardından, helikopterle hastaneye kaldırıldığı kaydedildi. Polis, kan bulaşan devlet-RWE operasyonununa karşı öfke potansiyelini yanıltmak ve “kişisel bir kaza” gibi göstermek için kafa bulandırıcı açıklamalarla kamuoyunu oyalama taktiğine başvurdu.

Aachen polisinin resmi Twitter hesabı üzerinden yapılan açıklamada, “kazanın olduğu sırada kazaya uğrayan kişinin bulunduğu ağaç eve herhangi bir polis operasyonu yapılmıyordu” ifadesi kullanıldı.

Ardından Kuzey Ren-Vestfalya İçişleri Bakanı Herbert Reul olay üzerine operasyonun durdurulduğunu duyurdu. Böylece operasyonun baş kurmayı Herbert Reul, Steffen’in ölümüne karşı gelişebilecek öfke potansiylinin önüne geçmek , yatıştırmak için operasyonun durdurulduğunu açıklıyordu ki bunu da büyük oranda başardı.

“Hambacher Forst” ise Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Bize ormanda uzun süredir gazeteci olarak eşlik eden arkadaşımız 20 metre yükseklikteki bir asma köprüden düştü. Bu sırada polis ve enerji şirketi RWE ağaç ev köyünü boşaltmaya çalışıyordu. O sırada özel tim, asma köprünün yakınlarında bir aktivisti gözaltına alıyordu. Düşen kişi, muhtemelen oraya gitmeye çalışıyordu” diye açıkladı.

Olay yerinden yapılan tek doğru açıklama da buydu. Bu olağanüstü stresli ve herkesi hedef alan şiddet operasyonu olmasaydı aktivist gazeteci arkadaşımız Steffen de ölüme düşmeyecekti. Dolayısıyla arkadaşımızın ölümünden dolaylı da olsa, RWE operasyonunu yöneten ve uygulayan ekokırımcı haydutlar sorumludur.

Steffen’in ölüme düştüğü yerde fiili direniş ve yeniden kuşatma…

3 günlük sesizliğin ortasında Steffen’in düştüğü ağacın çevresinde halka halka oturarak saygı nöbetine başlayan yaşam savunucuları fiili bir direniş başlattılar ve çok geçmeden operasyoncuların yalancı ve sahte yüzlerini açığa çıkardılar. Operasyon 3 gün sonra kaldığı yerden (yani Steffen’in düştüğü yerde) tekrar devam ediyordu. Stefen’in düştüğü ağacın çevresinde kenetlenen yaşam savunucularına şiddetle saldıran ekokırımcı haydutlar, bütün militarize araç ve gereçleriyle ve silahlı özel müdehale birimleriyle Hambach ormanını tekrar kuşatmaya başlamıştı. Bu ikinci büyük saldırıyla kanlı operasyonlarını tamamlamak istiyorlardı artık…

İşte tam da bu sıralar da yani aktivist gazeteci arkadaşımız Steffen’in aramızdan ayrıldığı bu günlerde, Fransa ZAD otonomundan bir an önce Halmbach orman savunmasına katılmak; Steffen’in ölüme düştüğü yerde başlayan fiili direnişe aktivist bir gazeteci olarak destek vermek için yola çıkmaya hazırlanıyordum. Ve nihayet Eylül sonlarına doğru Hambaçh direniş ormanında, Steffen’in düştüğü yerde ben de aktivist kameramla direnişe dahil olmuştum. Direniş ve dayanışma olanca kararlığı ve özverisiyle devam ediyordu. Her zaman olduğu gibi yine kameramla direniş ve dayanışmanın ortasında polisle ite kaka bir kavga halinde görüntüleme yapıyor, polis çekildikten sonra da orman girişindeki kollektif barınakta bütün direnişçilerle birlikte yemek yiyip bir sonraki gün için dinlenceye çekiliyordum.

Alman yaşam savunucularının ve direnişin çevresindeki halk dayanışmasının olağanüstü yaratıcı ve son derece organize teknik ve politik dinamizmi, direnişin devamlılığı ve kararlılığı açısından son derece motive ediciydi. 30 Eylül günü Hambach ormanına yürüyüş gerçekleştiren yaşam dostları, yıkılan ağaç evlerimizi yeniden inşaa etmek için olağanüstü bir enerji ve motivasyonla ormanın farklı köşelerinde yeniden görkemli ağaç evler yapmaya ve etraflarına devasa barikatlar örmeye başladılar.

hambachhambachhambachhambach

Asterix’in Galya Köyü bu defa Fransa’da değil Hambach da inşa ediliyordu. RWE’nin kestiği devasa büyüklükteki ağır ağaç gövdeleri onlarca insan tarafından coşkulu bir tören eşliğinde yeni ağaç evler için, ya da ağaç evlerin etrafına örülen barikatlar için aralıksız taşınıyordu. Bu müthiş halk dayanışma seferberliği karşında şaşkına dönen polis güçleri geri çekilip bu olağanüstü dayanışmayı izlemekle yetiniyordu artık.

Küçük müzik grupları ise solo enstrümantalleri ile ya da koro şarkılarıyla direniş barikatlarına moral coşku ezgileri taşıyorlar. Ağaç ev savunmasında yer alan genç ve dinamik direnişçiler halkla birlikte uyarladıkları “Asterix’in Galya” köyünü sağlamaştırmaya, direniş anında ağaçlar arasında manevra yapmak yardımlaşmak gibi stratejik, taktik savunmalar için teknik çalışmalar yapıyorlar. Aşağıda devasa çit barikatla örülü mini kamp alanında ise nöbetçilerin seyyar kamp çadırları ve sürekli yanan yer ateşi var. Çadırlardan birinde ise yüzleri maskeli bir grup direnişçi toplantı halinde birşeyler tartışıyorlar. Hummalı bir çalışma halinde herkes… Kampın dış çevresinde ise bir grup teknik ekip kazma ve küreklerle “Galya” (bu yalnızca benim benzetmemdir) köyünün dış savunması için dairesel hendekler kazıyor, halkın taşıdığı ağaç ve kütüklerlede hendeklerin çevresini koridor biçiminde örüyorlar… Hiyerarşik olmayan son derece doğal bir iş bölümü var aralarında. Kimse kimseye şunu yap bunu getir demiyor. Şarkılar ve sloganlar eşliğinde atom karıncalar gibi çalışan bir halk var sadece. Dış hendeklerden birine asılan bir pankart dikkatimi çekiyor: “There are no jobs on a dead planet – Ölü bir gezegende kimseye iş yok”

hambach

RWE enerji şirketi için Hamabach ormanının %90’ını kesen ve metrelerce derinlikte ölü bir toprak çukuru yaratan ya da yaşam savunucularını kraldan kralcı bir saldırganlıkla yerlerde sürükleyen RWE güvenlik elemanlarına (kafaları Türk- islam soslu Türkiyeli zavallılara) “işçiler”e bir
gönderme olsun bu slogan. Yine ayrıca Türkiye’de Kuzey ormanlarınını katleden katil projelerde “ekmek parası” (bu susturucu, şükürcü, hakkaniyetsiz masumiyet tabirine de illet oluyorum artık) için çalışan ve kendilerininde dahil olduğu hektarlarca yaşam alanının yok edilmesi için kazma kürek sallayan; ormanı, toprağı suyu, havayı, hayvanı ve insanı mahveden bu kör şiddetin işçilerine de evrensel bir mesaj olsun. Evet, ölü bir gezegende kimseye iş yok!

Direnişin ve dayanışmanın yeni soluğu Hambi Camp

Direnişin dayanışma yelpazesi her geçen gün genişleyen bir ivme kazanıyordu. Başta ağaç evlerdeki direnişin başından beri kararlı ve özverili motor gücü olan -çok kimlikli- yaşam savunucuları olmak olmak üzere, direnişin çevresinde oluşan emektar kollektiflerimiz ve onların koordine çabalarıyla halka halka genişleyen yeni destek ve dayanışma hattında pek çok sivil toplum örgütünü görmek mümkün hale gelmişti. Parlementodaki yeşiller partisinden Alman Greenpeace gibi çevre gruplara kadar birbirinden çok farklı düşünen duruplar ekosistemi kömürle zehirleyen Devlet-RWE işbirliğine karşı direnişin etrafında son derece büyük bir hoşgörüyle bir araya gelmişti. Bu ormanda direnmeye devam eden son yaşam savunucuları açısından ağaç evlerini kaybetseler bile tarihi bir kazanımdı. Direniş kendini potansiyel anlamda yeniden yeniden var edecek her türlü fiziki teknik moral motivasyona sahipti artık.

hambachhambachhambachhambachhambachhambachhambach

Bu arada Hambach direniş ormanı yakınlarındaki bir başka ormana da yeni bir dayanışma ve lojistik alan açılmıştı. “Hambi Camp” yeni direnişçilerin orman savunmasına hazırlandığı bir tür yeni öz savunma okulu gibiydi. Çadır, karavan gibi alternatif bütün barınma imkanları, her gün 500 kişiye yemek içecek çıkaran mutfak, teknik araç gereç kullanım atölyeleri, elbise ayakkabı gibi ihtiyaçların ücretsiz karşılandığı freeshop’lar, dayanışma ve direnişi yeni, yaratıcı fikir ve önerilerle besleyen söyleşi atölyeleri gibi etkinlikler, son derece sistematik olarak organize edilmiş ve yaşam savunucularının ve dayanışmacıların hizmetine sunulmuştu. Kendimi yıllar sonra bir başka diyarda, yeniden Gezi parkı direnişi ve dayanışmasında hissediyordum.

Yanılmıyordum çünkü bu bir Gezi ruhuydu ve o dünyanın her yerinde dolaşan sihirli bir toz bulutu gibi yeni direniş ve dayanışma anlarını serpiştiriyordu yeryüzüne.

Direniş va dayanışma buluşturur…

Hambi Camp’ta kendime çadır alanı ararken Belçikalı yoldaşım Hreman’la aynı çadır alanında yeniden karşılacağımı bilmiyordum. Geçen yılki Hambach ormanı direnişinde yeni bir ağaç evin taşınması sırasında tanıştığım ve daha sonra da geçtiğimiz Nisan Mayıs ZAD Nddl barikatlarında tekrar karşılaştığım Belçikalı anarşist yoldaşım Herman ile yeniden ve büyük bir coşkuyla Hambach direnişinde tekrar kucaklaşmıştık. Bana, “çadır alanı aramana gerek yok Çelik, bizim tipi çadırı hepimize yeter” dedi. Sonra da Hambi Camp’ın en sonundaki elma ve armut ağaçlarının arasına kurulu tipi çadırına yerleşmem için bana eşlik etti.

Ancak ben yorgun ve hastaydım. İki gün önceki son ağaç ev direnişinde kemiklerime işleyen yağmurla karışık soğuk havada fena halde üşütmüştüm. Camp Hambi’de bir süre dinlenip iyileşmeliydim. Gece öksürüğü ve burun akıntısı çok sinir bozucu ve yorucuydu. Geçen yıl da aynı biçimde hastalanmış ve Noel arifesinde yaşlı palamutun yirminci metresindeki ağaç evimde karla karışık sert bir rüzgarla öksüre tıksıra dans ediyordum. Şimdi ise ağaç evimden geriye buruk kırık bir hüzün vardı. İki gün önce yaşlı palamutun, yorgun ve kırık kollarında salkım saçak salınan ağaç evimin kalıntılarıyla karşılaşmak yüreğime fena dokunmuştu. Onun savunmak için geç kalmıştım. Buruk bir teselli olarak ağaç evimden geriye kalan tırmanış botlarımı alıp kollektif barakaya dönmüştüm. 6 Ekim büyük orman yürüyüşüne kadar iyileşmeliyim..

Hambi Camp’ta, tipi kızılderili çadırımızda 6 Ekim yürüyüşüne kadar bol bol nane limon zencefil çayları, bol sebzeli meyveli vegan çorbaları yudumlayarak ve öğle ve akşam üzeri kuru sulu yemeklerin dağıtıldığı buharlı karavana kuyruklarında yeni yaşam savunucuları ile tanışıp sohbetler ederek geçirecektim zamanımı.

5 Ekim günü Hambi Camp’ta hummalı bir bir çalışma vardı. Çocuklar, kadınlar erkekler, herkes bir pankart ve afiş atölyesinin önüne serdikleri kumaş pankartlara yürüyüş sloganları yazıyor, sembol desenler çiziyordu. Ben ne güne duruyordum? Ben de kendi kumaş boya ve fırçalarımı alıp, atölyenin önünde yere serdiğim beyaz kumaş üzerine Nazım’ın o çok sevdiğim şiirinin en güzel dizelerini İngilizce çevirisiyle yazmaya başladım:
“To live like a tree, onely and free. To live as brothers like trees in a forest”
“Yaşamak bir ağaç gibi, tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine”
.

Nazım’ın şiirini gelen geçen okusun diye resim pankart atölyesinin dış yüzeyine astım ve öylece bıraktım.

6 Ekim sabahı Belçikalı Herman ile Hambach ormanı yürüyüşüne gitmek üzere hazırdık. Yaklaşık onbeş bin kişi bekleniyordu yürüyüşe. Herman ve arkadaşları yürüyüş güzergahında bir süre kalıp başka bir güzergaha geçecekti. RWE’nin linyit kömürü çıkarmak için toprağı metrelerce derinlemesine eşeleyen dev makinasını durdurmaya gideceklerdi. Belki ben de onlara kameramla eşlik edecektim. Ancak yürüyüş için yola çıktığımızda yürüyüş güzergahından ayrılıp şantiye alanına geçmek için polis barikatlarından ve binlerce insanın arasından geçmek zorundaydık. Herman ve arkadaşları ile yürüyüş güzergahında bir süre yürüdükten sonra ben çekim için büyük bir tırın üstüne çıktım ve orada bir süre uçsuz bucaksız kortejleri çekmeye koyuldum. Ancak aşağı indiğimde Herman ve arkadaşlarını kaybettiğimi anladım. Bir süre onları bulmaya çalışsam da sonra vaz geçtim ve yürüyüşü çekmeye devam ettim. Onbeş değil, yirmi değil, otuz, kırk değil, elli bine yakın insan vardı yürüyüş güzergahında ve direniş ormanımızın bulunduğu büyük alana doğru akıyorlardı. Beklenmeyen bir kalabalıktı bu. Ama son derece harika bir dayanışma potansiyeliydi. Gösteri ve toplanma alanında bir araya gelen onbinler coşkulu konuşmalarla karşılandı.Bir süre sonra ise, yaklaşık yedi, sekiz bin kişi bir kortej oluşturup direniş ormanına doğru yürüye geçti. Canlı polis zincirlerini yarıp ormana doğru hızla ilerlediler. Artık onları durdurmak kontrol altına almak imkansızdı…

Herman ve arkadaşları hala ortalıklarda yoktu. Direniş ormanına ilerleyen kortej, orman içlerinde çeşitli aktivitelerle ilerleyişlerini sürdürdürdükten sonra yıkılan, kaldırılan barikatları yeniden kurmaya başladı. Polis panzerleri ve kalkanlı polislerin müdehaleleri kararlı ve öfkeli kalabalığı durdurmaya uzaklaştırmaya yetmedi. Ve nihayet kalabalıktakiler, ormandaki ana yol üzerine kurdukları barikatların önüne oturup işgal eylemi başlattılar. Bu sırada ben ve bir fransız aktivist gazeteci polisin müdehaleleriyle karşılaştık yeniden. Beni ve arkadaşımı yaka paça ittirerek barikatlardan uzaklaştırmaya çalışan polislerin ve polis zincirinin önünde durdum ve onlara uluslararası basın kartımı, kırmızı kart gibi göstererek bir süre protestoda bulundum. Yol işgali genişlemeye başlayınca polis beni ve fransız aktivist gazeteci arkadaşımı engellemekten vazgeçti ve tekrar çalışmaya başladık.

Günün sonunda yorgun ve biraz daha ilerlemiş bronşitimle Hambi Camp’a dönüyorum. Campa döndüğümde Herman ve arkadaşlarının ormanın ve toprağın katili, RWE kazıcılarını durdurmayı başardıklarını öğreniyorum.Y üzümde yayılan gülümsemeyi alıp, kampa dönen yorgun yaşam savunucularının yüzlerine taşıyorum.

Sadik Celik HambachHambach’ta tarihsel bir not: Haydutlara karşı yaşamı savunacağız!

Ekoloji hareketinin Hambach’daki bu radikal kollektif başarısı, iklim için yü̈rü̈tülen mücadelelere ilham kaynağı olacağı gibi aynı zamanda yeni tip eko savunmalarda da bir süreklilik sağlayacaktır. Bu anlamda Hambach orman savunması tarihsel bir direniş ve dayanışmayı başarmıştır. Ancak henü̈z hiç bir şey bitmiş değildir. Bugün kazandıklarımızı yarın tekrar kaybedebiliriz.

Hambach direnişi 6 yıllık öz yaşam savunması ile gezegenimizi kemiren haydutlara karşı küçük bir ihtar vermiş oldu sadece. Ancak önümüzde özenle ve ivedilikle koruyup kollayacağımız daha nice ekososyal mücadele deneyimleri bizi bekliyor…

Şu çok kesin artık: gezegenimiz bundan sonra yaşam savunucuları ile kapitalist haydutlar arasında çok sıcak mücadelelere sahne olacak.


Vous pouvez utiliser, partager les articles et les traductions de Kedistan en précisant la source et en ajoutant un lien afin de respecter le travail des auteur(e)s et traductrices/teurs. Merci.
Kedistan’ın tüm yayınlarını, yazar ve çevirmenlerin emeğine saygı göstererek, kaynak ve link vererek paylaşabilirisiniz. Teşekkürler.
Ji kerema xwere dema hun nivîsên Kedistanê parve dikin, ji bo rêzgirtina maf û keda nivîskar û wergêr, lînk û navê malperê wek çavkanî diyar bikin. Spas.
You may use and share Kedistan’s articles and translations, specifying the source and adding a link in order to respect the writer(s) and translator(s) work. Thank you.
Por respeto hacia la labor de las autoras y traductoras, puedes utilizar y compartir los artículos y las traducciones de Kedistan citando la fuente y añadiendo el enlace. Gracias
Sadık Çelik
REDACTION | Journaliste | Gazeteci

Photographe activiste, libertaire, habitant de la ZAD Nddl et d'ailleurs.
Aktivist fotoğrafçı, liberter, Notre Dame de Landes otonom ZAD bölgesinde yaşıyor, ve diğer otonom bölge ve mekanlarda bulunuyor.
Sadık Çelik on EmailSadık Çelik on Facebook
Sadık Çelik

REDACTION | Journaliste | Gazeteci Photographe activiste, libertaire, habitant de la ZAD Nddl et d'ailleurs. Aktivist fotoğrafçı, liberter, Notre Dame de Landes otonom ZAD bölgesinde yaşıyor, ve diğer otonom bölge ve mekanlarda bulunuyor.

    Related posts