Şimdi sivil itaatsizlik zamanı: TANIMIYORUZ!

sivil itaatsizlik

Her şey Gezi ile başladı. Gezi’de ekilen tohumlar bundan böyle, iktidarların hiç beklemediği bir anda ortaya çıkacak ve onların kabusları olacak. Unutmayalım ki, milyonlarca insan, Türkiye’nin hemen hemen bütün şehirlerinde sokaklara dökülmüş, Taksim Meydanı’nı özgürlükçü, çoğulcu, nerdeyse doğrudan demokrasi ile yönetilen bir Komün’e çevirmişti. O güne kadar bir araya gelemeyen sosyal, politik, etnik kesimlere mensup değişik inançlardan (ve inançlı olmayan) insanlar, AKP iktidarına karşı bir araya gelmişti. Binlerce insan çeşitli yerlerinden yaralanmış, sanırım ondan fazla insan da polis ve AKP’nin faşist milisleri tarafından linç edilerek öldürülmüştü. Gezi, sadece Türkiye ile sınırlı kalmamış, Avrupa’nın birçok yerinde kollektifler kurulmuş, dayanışma eylemleri yapılmıştı.

Gezi’nin mesajını kimse anlayamadı!

Gezi’den sonra birçok politik parti “Gezi’nin mesajını aldık” açıklaması yapmış, ama pratikte “Gezi Ruhu”na ters ittifaklar yaparak, kardeşlik yerine şovenizmi, özgürlük, adalet ve demokrasi mücadelesi yerine parti çıkarlarını on plana koyarak ortaya çıkan dinamiği heba ediyorlardı. Şimdi, referandumla birlikte ortaya çıkan yeni toplumsal ve politik bir dinamik var. Bu toplumsal dinamik OHAL’e, tutuklamalara, baskılara, sansüre, tehditlere ve hatta ölümlere rağmen; alanlarda, sokaklarda, üniversitelerde, iş yerlerinde aylardır “Hayır” çalışması yapıyorlardı. İnsanların tepki göstermeye, sokaklara çıkmaya cesaret edemediği, sindirildiği bir yerde, bu referandum çalışması korkuyu yenmek için yeni bir fırsat doğurdu. Bu korku perdesini yırtan insanların çalışmalarıyla hileli bir şekilde referandum kaybedildi. Referandumun kazanılması, AKP’ye atılan politik bir çelme anlamına geliyordu. Bu durum. toplumsal muhalefetin güçlenmesini sağlayabilir, adeta iki duvar arasında ezilen toplumsal muhalefetin rahatlamasına, belkide karşı saldırıya geçmesine yol açabilirdi.

“Hayır, biz kazandık, mücadeleye devam!”

Dün referandum sonuçlarının açıklamasından sonra, İstanbul’un değişik mahalelerinde yüzlerce insan sokağa çıkarak “Hayır, biz kazandık, mücadeleye devam” diye haykırdılar. Seçimlerle değişim olacağına inan milyonlarca seçmen, oylarının nasıl gasp edildiğine bir kez daha tanık oldu. Daha önceki “demokratik seçimlerin” sonuçlarını tanımayıp bir çırpıda seçim sonuçlarını yok sayan AKP iktidarı, yeniden seçim çağrısı yaparak baskı, tehdit ve savaş zoruyla istediğini elde etmişti. İktidarın daha önceki seçimlerden sonra rest çekip yeniden seçimlere gitmesine rest çekerek sokakları, sivil ve demokratik itaatsizliği örgütlemeyen siyasi partiler ve bütün bir toplum bunun bedelini ağır ödedi. AKP, her defasında daha da ileriye giderek bu günlere geldik.

Demokratik olmayan bir rejimde, demokratik yöntemlerle hak elde edilemez.

Bu sefer referandum oldu. Despot iktidar, aleni bir hile ile insanların iradelerini gaspetti. Ağzı açılan herkes, özelikle siyasi partiler, rejimin değiştiğini, kuvvetler ayrılığının fiilen ortadan kaldırıldığını söyleyip duruyorlar. Yaşananlar da söylenenleri doğruluyor. Burada bir sorun yok. Sorun olan şey, bütün demokratik kanalların tıkandığı, kontrol edildiği bir toplumda, demokratik yöntemlerle toplumu değiştirmek mümkün mü? Bu durumda farklı toplumsal mücadele yöntemleri geliştirmek gerekmez mi?

Bu anlamda insanların seçim sonuçlarını tanımayıp sokaklara çıkması hem demokratik, hem de meşrudur. Burada CHP ve HDP’nin takınacağı tavır da toplumsal muhalefet açısından belirleyici olabilir. “Demokratik bir ülkede yaşamıyoruz, demokratik yollardan hayır dedik, ama hile yaptılar, oylarımızı çalarak referandumu kazandılar. Aman siz sakın sokaklara çıkmayın, malum sokaklar çok tehlikeli, biz AKP tarafından kontrol edilen kurumlara hukuki itirazımızı yaparız” mı diyecekler?

Bu partiler, halkın iradesinin gasp edildiği, devlet kurumlarının ele geçirildiği bir yerde “sivil itaatsizlik meşrudur” deyip, insanların demokratik haklarını aramaları için çağrıda bulunmalıdırlar. Diyelim ki böyle olmadı. Gördüğüm kadarıyla, toplumsal öfke, çoktan sokaklara taşmış durumda. İşsizlik, Suriye bataklığı, ekonomik kriz derken, AKP son referandumla birlikte iyice köşeye sıkışmış durumda. Bütün bunlara dış politikadaki gerginlikler de eklenince, AKP’nin bir sıkmalık canının kaldığı aşikardır. “Gezi Ruhu”na benzer bir direniş ve mücadele anlayışıyla, AKP’nin ümüğünü sıkmak için sokaklara. TANIMIYORUZ!


Vous pouvez utiliser, partager les articles et les traductions de Kedistan en précisant la source et en ajoutant un lien afin de respecter le travail des auteur(e)s et traductrices/teurs. Merci.
Kedistan’ın tüm yayınlarını, yazar ve çevirmenlerin emeğine saygı göstererek, kaynak ve link vererek paylaşabilirisiniz. Teşekkürler.
Kerema xwe dema hun nivîsên Kedistanê parve dikin, ji bo rêzgirtina maf û keda nivîskar û wergêr, lînk û navê malperê wek çavkanî diyar bikin. Spas
Cem Akbalık

Auteur | Yazar


Observations, analyses, réflexions…

Gözlemler, analizler, yansımalar…


Cem Akbalık

About Cem Akbalık

Auteur | Yazar

Observations, analyses, réflexions…
Gözlemler, analizler, yansımalar…

Related posts